Alternatif TIP Nedir?
 
Alternatif Tıp ve Ahlâk  Prof.Dr. Arif SARSILMAZ 
Tıbbın henüz bugünkü kadar gelişmediği çağlarda insanlar yine hasta oluyor ve ehil bildikleri, hekimlik yapan kişilere giderek tedavi oluyorlardı. Eski dünyanın Mısır ve Mezopotamya medeniyetlerinden Hint ve Çin medeniyetlerine, Yeni Dünya'nın İnka ve Aztek medeniyetlerine kadar tarihte kalmış bütün medeniyetleri inceleyenlerin bilgi birikimlerine bakılırsa tıp her zaman revaçta ve insanlığın hizmetinde olmuş bir bilim dalıdır.
Rönesans ve Yeni Çağ'daki bilim anlayışının getirdiği deney ve gözlem metotları, analitik düşüncenin yol açtığı bütünü parçalara ayırarak inceleme anlayışı, giderek bilimi daha pozitivist bir felsefî zemine oturtmuştur. Bu pozitivist anlayış, birçoklarının zihninde zamanla tamamen materyalist bir şekle dönüşmüş ve başta insan olmak üzere bütün biyolojik varlıklar parçalanıp lâboratuara sokuldukça, bütün sırlarının açığa çıkacağı sanılmıştır. Halbuki bugün geldiğimiz nokta itibariyle hiç de öyle olmamış, bütün sırlarının çözülmesi beklenen bu canlı makinelerin, görüldüğünün ötesinde daha farklı boyutlarda ve hiyerarşik düzlemlerde sırlara sahip olduğu anlaşılmıştır.

Modern tıbbın çeşitli sahalarda ihtisaslaşmaya gitmesi insanlık için muhakkak ki çok faydalı olmuştur. Zira insan vücudu ve sağlığı hakkında her gün yazılan binlerce ilmî makale ile ortaya konan her sahadaki yeniliklerin ve bilgi yığınının altından kalkmak imkânsız olduğundan, belli sahalarda belli insanların uzmanlaşmaya gitmesi kaçınılmazdır. Ancak bunun getirdiği bir sakınca, aşırı analize ve detaya girme neticesinde, bütünü gözden kaçırma ve insanı bütün olarak ele alamamanın ortaya çıkardığı yanlışlıklardır. Bunun için göz doktoru, gözü çok iyi bilmenin yanında, bütün vücut hakkında da hatırı sayılır bir bilgi sahibi olmalı; kulak veya kalp doktoru da aynı şekilde göze ait önemli bilgilerden mahrum olmamalıdır. Aksi takdirde tedavide çok hatalı uygulamaların ortaya çıkacağı unutulmamalıdır.

ALTERNATİF TIP NEDİR? NE DEĞİLDİR?

Saf pozitivist anlayışların sloganlaştırdığı "bilimin toprağı altın yapacağı" gibi bir ütopya, tesirini tıp sahasında da göstermiştir. Binlerce yılın bilgi birikimi olan birçok geleneksel anlayışa tamamen karşı çıkılmış, kesin tecrübelerle bilinen, birçok halk ilacı, "kocakarı ilacı" diye küçük görülüp, tahkir edilmiş, bunlara müracaat edenlere "geri kafalı" nazarıyla bakılır olmuştur. Ancak her şeyde ifrata ve tefrite gitmeye meyilli olan insan tabiatı, tedavi usullerinde de aynı ifrat ve tefriti göstermiştir. Bir taraf modern tıbbı her şey görüp, üzerine söz söyletmez ve bazı uygulamalara karşı çıkanları gericilikle suçlarken, diğer taraftan halk hekimliğinin geleneksel usulleriyle ve tamamen tabiat hazinesinden elde edilmiş ilâçlarla çalışanlar da, yaptıkları işi savunurken, zaman zaman modern tıbbın gelişmelerine ve ulaştığı seviyeye gözünü kapamış, doktorları kasap veya insanı zehirleyen vicdansızlar olarak görme yanlışına düşmüşlerdir.

Doğruların belirlenmesinde kullanılacak yaklaşım olarak modern bilimin metotları mı esas alınacak? Yoksa gerçeklerin ortaya çıkarılmasında ve test edilmesinde modern bilim dışında başka yollar da var mıdır? Batı'da bilimi, doğruları belirleyen bir metot olarak kabul etmeyenlerin sayısındaki artışa paralel olarak sağlık ve tedavide, alternatif tıbbın kabulünde artış görülmektedir.

Doğruyu bulma ve test etmede usul olarak bilimi seçen kişiler, deliller ışığında tenkide açık sorgulama yaparken, alternatif tıbbı savunan bir kısım insanlar, bu objektif deliller ve sorgulama metodu yerine, sadece hastaya olan faydayı ve onun düşüncelerini ölçü kabul ederler. Fakat suiistimale müsait bu konuda da bazı sorular vardır:
a- Tedavilerin ne derece tesirli olduğu,
b- Basında çıkan haberlerin doğruluğu,
c- Hastanın alternatif tedavi metotları arasında hangisini seçmek istediği hususunda ne kadar hürriyete sahip olduğu,
d- Mevcut sağlık sistemlerinin halkın ihtiyacını ne ölçüde karşılayabildiği,
e- Mevzuat eksiklikleri.

Bu sorular hakkıyla ve doğru olarak cevaplandırılırsa bunun orta yolu bulunabilir ve bugün insanlık bunun arayışı içindedir. Geçmişte kalan, tamamen deneme-yanılma usulüyle gelişmiş, fakat kullanıla kullanıla artık herkesin bildiği faydalı halk ilâçları ve değişik tedavi usullerinin, modern tıbbın ışığında yeniden incelemeye alınması ile inkâr edilmesi mümkün olmayacak şekilde şifâ bulan ve tedavi olan insanlar her gün medyada ve ilgili yayınlarda görülmektedir. Ancak her şeyi suiistimal etmeye alışmış bazı insanlar, tıbbî bakımdan yeterli bilgiye sahip olmayan, çaresiz ve maddî imkânları zayıf hastaların bu durumundan istifade etmeyi de hiç ihmâl etmemişlerdir. Medya dilinde kısaca "şarlatan" olarak sıfatlanan bu şahısların yanında, gerçekten bilgili, namuslu, modern tıbbı da kabul eden ve işinin ehli birçok insan da, töhmet altında kalmakta ve haksız yere suçlanma korkusuyla sanatını icra edememekte ve faydası dokunacak birçok hastaya yardım edememektedir.

Alternatif ve Tamamlayıcı Tıpta Kullanılan Metotlar:
a- Orijinal
b- Deneysel
c- Sorgulanabilir metotlar olmak üzere üçe ayrılır.

Bu ayrımı gerektiği ölçüde hassas ve namuslu bir şekilde yapmadığınız zaman, bütün metot ve uygulamaların, eşit derecede sağlıklı ve doğru olabilecekleri zannına kapılabilirsiniz.

Şayet aşağıda belirteceğimiz ölçülere uyulursa alternatif tıbbın, daha güvenilir ve tesirli neticeler alması mümkündür:
1. Uygulama ve metodun altında yatan teorinin ve mantıkî modellerin bugün kabul edilen bilimin temelindeki ölçülere uyması,
2. İyi plânlanmış, tek ve çift kör kontrollü çok sayıda hastayı ve kontrol grubunu içine alan klinik çalışmalarla, tesirleri ve güvenilirliği gösterilirse,
3. Reklâm ve psikolojik tesirlerle "denize düşen yılana sarılır" anlayışıyla aldatılmaya müsait insanları suiistimal etmezse,
4. Alternatif tıp üzerinde çalışanların da eğitim kalitesi ve seviyesi açısından, uygun ve doğru teşhisi koyabilecek vasıflara sahip olması şartıyla, alternatif tıbbın birçok çaresiz hastalıkta iyi neticeler vereceği tahmin edilmektedir.

Her sahada hoşgörü ve diyalog anlayışının yaşanmaya başladığı bugün tıp sahasında da aynı anlayış çerçevesinde, modern tıbbın bir kısım takipçilerinin katı materyalist anlayışlarını terk edip alternatif tekliflere sıcak bakması; diğer taraftan, geleneksel halk hekimliğine çok sıkı bağlı olduğu için modern tıbba karşı olanların da, bu katı tutumlarını terk edip uygulamalarını her türlü test edilmeye açmaları ve gelişmiş teknolojilerin yardımıyla tesir ve tedavi mekanizmalarının aydınlatılmasına yardımcı olmaları gerekmektedir. Modern tıp insanın sadece maddeden ibaret olmadığını itiraf etmeli, geleneksel veya alternatif tıbbı savunanlar da, insanın mâneviyat yönü yanında fizikî ve kimyevî temellerinin de bulunduğunu gözden uzak etmemeli, uygun platformlarda her iki anlayışa mensup insanların makûl bir çerçevede birbirini anlayıp, dinlemeleri ve eksik yönlerini takviye ederek, insanlığın faydasına olacak şekilde birlikte çalışmaları gerekmektedir.

Kronik hastalıklarda karşılaşılan problemlere karşı, modern sağlık sisteminin bir çözüm üretememesi, modern tedavilerin çok pahalı oluşu ve yüksek teknoloji gerektirmesi gibi faktörler de insanları alternatif tedavilere yönlendirmektedir. Eğer bütün bunlar belli ölçülerden geçirilip yeniden değerlendirilerek, modern tıbba entegre edilirse muhakkak ki insanlığın faydasına olacaktır. Bugün ilâç fabrikalarında imâl edilen birçok ilacın bitkilere ve minerallere dayalı tarihî kökleri olduğu unutulmamalıdır. Hâlen dünyada birçok ilâç firması bitkilere ve hayvan zehirlerine dayalı geleneksel halk ilâçlarından yola çıkarak, bunların doğruluk derecelerini ve tesir güçlerini, içlerindeki müessir maddeleri tespit etmek için çalışıyorlar ve çok önemli buluşlara da imzalar atıyorlar. Demek ki, alternatif tıp adına ortaya çıkan geleneksel usullerin de bir ağırlığı ve gerçekliği vardır. Ancak burada karıştırılmaması gereken husus, neyin, ne derece ve nerelerde kullanılacağına dair sınırın iyi belirlenmesidir.

Aynı şekilde modern tıp modelinin sınırlarının darlığı da fark edilerek bu sınırları aşmak için modern tıbba, zihin-beden-ruh münasebetlerini güçlendiren ve dikkate alan yaklaşımların dahil edilmesi gerekir.

Alternatif tıp adı altında bugün uygulanan çok çeşitli tedavi usullerinin bazılarına kısaca temas edecek olursak, bütün dünyada çok geniş bir sahada yaygın olarak bunların kullanıldığı görülmektedir. Bunların her biri kendi iddiasına göre çok tesirli ve önemlidir. Birçoğunun değeri modern tıp tarafından da teslim edilmiş olmakla beraber, bazılarının mübalağalı olduğu da iddia edilmektedir. En doğrusu ise ileride bu hoşgörü ve diyalog neticesinde kafa ve kalb bütünlüğüne sahip hekimler tarafından ortaya konacaktır. Biz şimdilik tarafsız olarak her iki tarafın da kendilerine ait yaklaşımlarını ve iddialarını vererek bu tedavilerden bir kısmını tanıtmak istiyoruz.

ALTERNATİF TIP UYGULAMALARI 

Geleneksel Çin Tıbbı: Temelde mistik özellikleri olan bu tedavi, vücudun canlılık enerjisinin dolaştığı farz edilen 14 kanal veya meridyen adı verilen hatlar boyunca, belirli noktaların veya sinir düğümlerinin altın, gümüş veya paslanmaz çelik iğnelerle uyarılması esasına dayanır. Akupunktur adı verilen bu tedavi, meridyenler boyunca uzanan noktaların içerideki organlar ve onların fonksiyonları ile ilgili olduğu esasından hareketle, canlılık enerjisindeki dengesizlik, azalma veya kesiklik gibi olaylara müdahale etme esasına dayanır. Enerji akışını engelleyici faktörler vücuttan uzaklaştırıldığında, denge yeniden kurulur ve kişi sağlığına kavuşur. Aynı noktaları iğnesiz olarak parmak hareketleriyle uyarma ise akupressür olarak isimlendirilir. Akupunkturun diğer bir teorik temeline göre vücuttaki bu hayat enerjisi kanallarıyla irtibatta olan ve yılın günlerine tekabül eden 365 adet akupunktur noktası bulunur. Bu konuda çalışan mütehassıslar arasında iğneleri batırma açısından farklı yaklaşımlar vardır. Bazıları ağrının veya görünen şikayetin olduğu noktaya, bazıları ise hastalığın merkezî organının yakınlarına iğne batırırlar. Ancak şu ana kadar meridyenlerin veya akupunktur noktalarının veya "chi" isimli hayat enerjisinin varlığı ilmî kriterlerce ortaya konamamıştır. Bazı modern akupunkturcular yukarıdaki modeli kabul etmezler. Bunlara göre, vücuda iğne batırmanın, ağrıyı rahatlatıcı endorfinlerin vücut tarafından salınımını başlattığına inanırlar. Birçok modern tıp savunucusu ise akupunkturun organik bir rahatsızlığı tedavi ettiğine dair ciddi bir yayın olmadığını iddia ederek, akupunktur hakkındaki iddiaların kötü düzenlenmiş deney ve klinik çalışmalardan kaynaklandığını ileri sürerler.
Aromaterapi: Bitkilerden çıkarılan çeşitli hoş kokulardaki esans yağlarının enfeksiyonlardan deri hastalıklarına ve bağışıklık sistemi zayıflıklarından, strese kadar geniş bir sahada kullanılmasıyla yapılan bir tedavi şeklidir. Koku ile tedavi olarak adlandırabileceğimiz bu usulün temelinde yatan düşünce, çeşitli tipteki çiçek kokularının insan zihninde uyandırdığı müspet düşüncelerin ruha tesir etmesi ve psikosomatik kanallar ile de bu tesirin bedene geçirilmesi esasına dayanan bir tedavi şeklidir. Bazılarına göre aromatik preparatlar hormon, antibiyotik, antiseptik özellikleri ile insanın hücrelerine hayat üflemektedir. Modern tıpçıların iddialarına göre, aroma terapi kişiyi rahatlatır, ancak bir hastalığın seyrini değiştirdiği görülmemiştir.
Ayurveda Tıbbı: Hindistan'da 5000 yıllık bir tatbikat geçmişine dayanan, hastalıkların tedavisini çok ileri derecede kişiselleştirme yaklaşımıyla çok çeşitli tabiî tedaviyi bir arada bulunduran, çok geniş muhtevalı bir tıp sistemidir. Bu tedavi, vücudun maddî, zihnî ve ruhî yapılarına eşit derecelerde önem ve ağırlık vererek şahsın fıtrî ahengini yeniden düzenlemeye çalışan bir sistem anlayışıdır. Ayurveda "hayat bilgisi" mânâsına gelir ve meditasyon, temizleme, saflaşma işlemleri, bitkilerden ve minerallerden hazırlanmış preparatları, egzersizleri ve vücut tipine göre diyet tavsiyelerini bulunduran geleneksel Hint yaklaşımıdır. Kaynağı, "Veda" olarak bilinen dört adet Sanskritçe kitaplara dayanır. M.Ö. 200 sene önceki bir zaman diliminde Hindistan'da şekillenmiş en eski ve en önemli mukaddes Hint metinleri, Veda'lar ismiyle derlenmiştir. Kitaplarda çoğu hastalık ve kötülükler şeytanlara, kötü ruhlara, yıldız ve gezegenlerin tesirine bağlanır.

Ayurveda'nın temel teorisi şöyledir: Vücut faaliyetleri dosha'lar diye adlandırılan (Sanskritçe; vata, pitta ve kapha) üç ana prensip tarafından düzenlenir. Astrolojideki güneş lekeleri gibi bu üç tabir de, vücut tiplerini ve bu tiplerin özelliklerini tanımlamak için kullanılır. Her bir ayurvedik yazmalarda bir vücut tipinin fizikî ve zihnî özelliklerine dair uzun listeler yer alır. Vata, pitta ve kapha'nın çeşitli kombinasyonları sonucunda 10 tane muhtemel vücut tipi söz konusudur. Bir kimsenin dosha'sı (vücut tipi) saatten saate, mevsimden mevsime değişir. Ayurvedik tıbba inananlar, hastalık belirtilerinin daima, dosha'daki dengesizlikle alakalı olduğunu iddia ederler. Bu dengesizlik hâli de hastanın bilekteki nabzını dinleyerek ve hastayı sorgulama yaparak anlaşılabilir. Bazı ayurveda taraftarları da, şeker, kanser, kas-iskelet sistemi hastalıklarını ve astımı, erken dönemde (klinik şikayet yok iken) kişilerin nabzını dinleyerek keşfettiklerini iddia ederler.

Transandantal meditasyon bir rahatlama tekniği olup, kişi gözü kapalı halde rahatça oturur ve zihninden Sanskritçe bir kelime veya sesi 15-20 dakika süre ile günde iki defa tekrarlar. Böylece kişinin daha açık ve net şekilde düşünmesine, hafızasını geliştirmesine, stresli durumlardan kurtulmasına, yaşlanmayı geciktirmesine, hayatı daha çok sevip dolu dolu yaşamasına yardım edilir. Ayurveda taraftarlarına göre stres bütün hastalıkların temelidir. Transandantal meditasyon, iç huzuru ve öğrenme kabiliyetini geliştirici tesirli bir tekniktir.

Eğer siz mutlu ve güzel düşüncelere sahipseniz veya güzel görür güzel düşünürseniz, vücudunuz sizi mutlu ve huzurlu kılacak molekülleri daha çok yapacaktır. Diğer taraftan çirkin görür, kötü şeyler düşünür, öfkeli ve düşmanca hislere sahip olursanız, vücudunuzda öyle moleküller sentez edilir ki; bu moleküller immün sisteminizi baskılar ve sizi birçok hastalığa yatkın hâle getirir.

İnsanlar şuur seviyelerini geliştirerek ve yaşadıkları şeyleri fark ederek, sağlıklı kalma kuvveti elde edebilirler. Modern tıbbî bilimler açısından bu yaklaşım değerlendirildiğinde, birçok rahatlama teknikleri gibi meditasyon da stresi ortadan kaldırabilir. Ancak diğer iddiaların pozitivist bakışla herhangi bir temeli yoktur.

Şelat Oluşturma Tedavisi: Edta gibi çeşitli kimyevî maddeler, pozitif yüklü iyonları bağlayıcı (şelat oluşturucu) özelliktedir. Bu ilâçların damar yoluyla alımı, atherosklerozu engeller, by-pas'a ve ameliyata gerek kalmadan kişiyi iyileştirebilir. Modern tıpçılara göre bu yaklaşımın hastalığı iyileştirdiğine dair hiçbir ilmî delil yoktur.

Kiropraktik Tedavi: Bu teoriye göre, omurilikle ilgili problemler çoğu hastalığın temel sebebini teşkil eder. Bu yaklaşımı uygulayan kiropraktistler, omurilik üzerinde değişik tedavi teknikleri uygulayarak hastalarını iyileştirmeye çalışırlar. Bu hususta çalışan D. D. Palmer'e göre vücudun "hayat enerjisi" kendini sinir sistemi vasıtasıyla ortaya koyar. Omurga sütunu içinde bulunan omurilikten çıkan sinirler arasındaki yanlış bağlantılar ve tıkanmalar, sinir enerjisinin vücut organlarına akışını bozarak pek çok hastalığa sebep olurlar. Özellikle birçok ağrının kaynağı, omurilik üzerindeki belli el hareketleriyle tedavi edilebilir.

Klinik Ekoloji: Bu ekole göre, birçok yaygın hastalık belirtisi, gündelik hayattaki kimyevî maddelere ve yiyeceklere karşı aşırı hassasiyetle başlatılır. Bu görüşün taraftarları, immün sistemi bir varile benzetirler. İmmün sistem, varil taşıncaya kadar kimyevî maddelerle dolup taşar ve taşdığında hastalığı ortaya çıkarır. İmmün sistemin düzensizliği, tek bir çevre faktörüyle (enfeksiyon, stres, kimyevî maddeler) bile başlatılabilir. Çevremizdeki her türlü kimyevî madde potansiyel olarak immün sisteme tesir eder. Klinik ekologlar "tıbbi ekoloji veya çevre tıbbını" yanlış olarak temsil eden bir grup olarak da nitelendirilirler ve tıbbî bir uzmanlık alanı olarak kabul edilmez. Klinik ekologlar hastalıkları teşhis ederken, "provokasyon-nötralizasyon" testini kullanırlar. Alerji yapıcı çeşitli maddelerin nötralize edici dozlarının, hastanın şikayetlerini azalttıklarını iddia ederler.

Kolonik Yıkama: Hastanın rektumundan 40-50 cm uzunluğunda plastik bir tüp kalın bağırsak içine sokulur ve tüpün içine ılık su pompalanır. Bazıları suyun içine, kahve ve şifalı bitkileri de koyarlar. Böylece vücudun zehirli maddelerden temizlendiği söylenir. Zehirlenmenin bağırsaktan başladığına inanılan bu modelde, bağırsağın yıkanıp temizlenmesi, vücudu zehirlerden korumuş olur.

Kraniosakral Tedavi: Kraniyopati ve kranial osteopati olarak da bilinen bu yaklaşımda, kafatası kemiklerinin az da olsa hareket edebildiği ve çeşitli el hareketleriyle (sıkma, masaj vs.) yönlendirilebildiği düşüncesi vardır. Elleri arasında hastanın kafasını tutarak hastanın ritmini ayarladıklarını iddia ederler. Bazıları da hayat enerjisinin akışını iddia ederler.

Elektro Teşhis: Hastalığa işaret eden dengesizlikleri teşhis edip tedavi eden çeşitli cihazların kullanımıdır. Elektro-akupunktur olarak da bilinen bu teknik, 1970'lerde bir Alman fizikçi tarafından geliştirilmiştir. Bu cihazlar akupunktur meridiyenleri boyunca, "elektromanyetik enerjinin" vücut içindeki akışı sırasında oluşan düzensizlikleri ölçer. Gerçekte bu cihazlar, hastanın derisindeki elektrik direncini ölçerler.

Kaynak : SIZINTI Dergisi
 
 

Teknik Bilgi : Web adresimiz en iyi 1200 x 800 çözünürlükte ve internet exp ile görüntülenir!

Alternatif TIP | Şifalı Bitkiler | A'dan Z'ye Hastalıklar ve Tedavi Yöntemleri
Copyright by
www.AlternatifTıp.com | e-mail : bitkideposu@gmail.com

 
 
Ana Sayfa
Online Sipariş
Yasal Uyarı
e-mail
bitkideposu@gmail.com

Adan Zye
Bitkisel
SHOP

Kargo Bilgileri